Pazar 5 Temmuz 2026 - 00:09
Şehit Rehberin Kanının İntikamını Almak, İslam Ümmetinin Sorumluluğudur

Havza / Bireysel kan intikamında maktulün velileri kısas uygulayabilir, diyet alabilir veya haklarından vazgeçebilirler. Ancak toplumsal kan intikamında böyle bir yetki yoktur. Çünkü bu hak belirli kişilere değil, bütün İslam toplumuna aittir.

Havza Haber Ajansı'nın Meşhed'den bildirdiğine göre Ayetullah Ahund Horasânî İhtisas Merkezi öğretim üyesi Bilal Şakerî, Horasan Rezevî İslami Tebliğ Bürosu ve İslam İnkılabı İlim ve Maarif Araştırma Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen "Ümmeti İnşa Eden Cenaze Merasimi; Gereklilikler ve Fırsatlar" başlıklı ikinci istişare toplantısında yaptığı konuşmada, Müslümanların velisinin kanının intikamını almanın fıkhî, toplumsal ve medeniyet boyutlarını ele aldı.

Şakerî konuşmasında, bireysel anlamdaki kan davası ve kısas hakkının, öldürülen kişinin velilerinin (maktulün yakınlarının) katile karşı sahip olduğu kesin haklardan biri olduğunu belirterek, bu konuda İslam fıkhında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığını söyledi ve ekledi: "Maktulün ailesi, katilden kısas talep etme, uzlaşma sağlama veya hakkından vazgeçme yetkisine sahiptir ve bu konu İslam fıkhının açık hükümlerindendir."

Şakerî, tartışılması gereken asıl meselenin ise Müslümanların velisinin kanının intikamı olduğunu ifade ederek şöyle dedi:

"Veliyyü'l-emr yalnızca bireysel bir şahsiyet değildir; aynı zamanda toplumsal, yönetsel ve medeniyet düzeyinde bir konuma sahiptir. Bu nedenle onun kanının intikamı meselesi, kişisel haklar çerçevesinin ötesinde değerlendirilmeli ve devlet fıkhı perspektifiyle incelenmelidir."

Şakerî, şehit rehberin yalnızca bir birey olmadığını; aynı zamanda Müslümanların velisi, Şii dünyasının taklit mercii ve İran İslam Cumhuriyeti'nin siyasi otoritesinin sembolü olduğunu belirterek, bu nedenle onun kanının intikamının yalnızca mirasçılarının şahsi hakkı olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

"Birey Üstü Kan İntikamı" İfadesi 

Ayetullah Ahund Horasânî İhtisas Merkezi öğretim üyesi, bazı kavramsal tartışmalardan kaçınmak amacıyla bu konu için "birey üstü kan intikamı" ifadesinin kullanılabileceğini belirtti.

Bu ifadeyle kastedilenin, bireysel fıkhın sınırlarını aşan toplumsal ve devlet merkezli bir kan intikamı anlayışı olduğunu dile getiren Şakerî, bu düşüncenin kökeninin, Hz. İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Ali (a.s.) için okunan ziyaret metinlerinde geçen "Sârullah (Allah'ın kanı)" ifadesinden ilham aldığını söyledi.

Ona göre bu ifade, kan intikamının kişisel ilişkiler sınırını aşarak ilahi, toplumsal ve medeniyet düzeyinde bir meseleye dönüşebileceğini göstermektedir.

Şehit Rehberin Açıklamaları Toplumsal Kan İntikamını Desteklemektedir

Şakerî, şehit edilen Serdar Hacı Kasım Süleymani sonrasında şehit rehberin yaptığı açıklamalara değinerek, rehberin "Direniş Cephesi'ne gönülden bağlı olan herkes, Şehit Süleymani'nin kanının intikamcısıdır." dediğini hatırlattı.

Bu ifadenin, kan intikamının yalnızca şehidin ailesine ait olmadığını; Direniş Cephesi'ne mensup veya ona bağlılık duyan herkesin bu sorumluluğu paylaştığını gösterdiğini belirten Şakerî, bunun birey üstü kan intikamı teorisinin temelini oluşturduğunu söyledi.

Bireysel Kan İntikamı ile Toplumsal Kan İntikamı Arasındaki Farklar

Şakerî ilk temel farkın hak sahiplerinin kapsamının genişlemesi olduğunu belirtti.

Geleneksel fıkıhta kan intikamı hakkının yalnızca maktulün velilerine ve mirasçılarına ait olduğunu ifade eden Şakerî, toplumun velisi şehit edildiğinde ise onun velayetini kabul eden herkesin kan davacısı konumuna geldiğini söyledi.

Bu bakış açısında konunun şahsi bir hak olmaktan çıkarak İslam toplumunun ortak hakkına dönüştüğünü vurgulayan Şakerî, bu nedenle şehit rehberin kanının intikamını almanın yalnızca İran halkının değil, bütün İslam ümmetinin uluslararası nitelikteki ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.

Ayrıca şehit rehberin, Şehit Süleymani hakkında yaptığı açıklamada bütün Direniş Cephesi mensuplarını kan davacısı olarak göstermesinin de bu toplumsal yaklaşımı doğruladığını söyledi.

Toplumsal Kan İntikamında Affetme Söz Konusu Değildir

Şakerî ikinci farkın affetme meselesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Bireysel kan intikamında maktulün velileri kısas uygulayabilir, diyet alabilir veya haklarından vazgeçebilirler. Ancak toplumsal kan intikamında böyle bir yetki yoktur. Çünkü bu hak belirli kişilere değil, bütün İslam toplumuna aittir."

Bu nedenle hak ümmete ait olduğunda bireylerin onu düşürme veya bağışlama yetkisi bulunmadığını ve kan intikamı sorumluluğunun devam ettiğini ifade etti.

Kısasın Anlamı Değişmektedir

Şakerî üçüncü farkın kısas kavramında meydana gelen değişim olduğunu belirtti.

Bu anlayışta kısasın artık yalnızca katilin cezalandırılmasına yönelik bir ceza hükmü olmadığını; toplumsal, siyasi ve medeniyet düzeyinde değerlendirilmesi gereken bir mesele haline geldiğini söyledi.

Burada yalnızca katilin değil, cinayeti gerçekleştiren hukuki ve siyasi yapının da önem taşıdığını belirten Şakerî şöyle konuştu: "Eğer bir devlet başkanı İslam toplumunun liderine suikast emri veriyorsa, aslında cinayeti işleyen sadece bir kişi değil; siyasi bir sistem ve medeniyet düzeyinde örgütlenmiş bir yapıdır. Dolayısıyla verilecek karşılık da aynı düzeyde olmalıdır."

Bu nedenle kısasın da işlenen suçun yapısına uygun biçimde yeniden tanımlanması gerektiğini, yalnızca tek bir kişinin cezalandırılmasının böylesine büyük bir suç için yeterli olmayacağını ifade etti.

Şakerî güç dengelerinin değiştirilmesi, küresel hegemonya sisteminin zayıflatılması ve ABD'nin bölgeden çıkarılması gibi örneklerin "medeniyet düzeyindeki kısas" kapsamında değerlendirilebileceğini söyledi.

Ayrıca, şehit Süleymani'nin şehadetinden sonra İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney'in ABD'nin bölgeden çıkarılmasını gerçek intikamın ve gerçek kısasın bir parçası olarak değerlendirdiğini hatırlatan Şakerî kıyas yoluyla şehit rehber söz konusu olduğunda kısasın doğal olarak daha üst bir düzeyde tanımlanması gerektiğini ifade etti.

Veliyy-i Fakih, İslam Toplumunun Kan Davasının Velisidir

Şakerî dördüncü farkın Veliyy-i Fakih'in konumu olduğunu belirtti.

Bireysel fıkıhta maktulün velisi bulunmadığında veya veliler haklarını takip edemediğinde şer'î hâkimin onun yerine geçtiğini söyleyen Şakerî, toplumsal kan intikamında durumun farklı olduğunu ifade etti: "Bu durumda Veliyy-i Fakih, İslam toplumunun temsilcisi sıfatıyla en baştan itibaren kan davasının velisi kabul edilir ve kan intikamını takip etme sorumluluğunu üstlenir. Çünkü bu hak bütün İslam toplumuna aittir."

Şakerî, şehit rehberin şehitlerin kanının intikamına ilişkin yayımladığı mesajların da hiçbir zaman ailevi veya şahsi kan davasını değil, toplumsal sorumluluğu esas aldığını söyledi.

Devlet Fıkhında Delillerin Yeniden Okunması Gerekmektedir

Şakerî, İmam Humeynî ile İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney'in devlet merkezli fıkhın yeniden ele alınmasının gerekliliğini defalarca vurguladığını belirtti.

Bu konuda mutlaka yeni deliller aramanın gerekmediğini; mevcut delillerin devlet fıkhı perspektifiyle yeniden değerlendirilmesinin günümüz meselelerine cevap verebileceğini söyledi.

Akli deliller açısından ise muhtemel zararı önleme ve İslam düzenini koruma gibi ilkelerin toplumsal kan intikamının fıkhî dayanakları olabileceğini belirtti.

Çünkü İslam toplumunun liderlerine yönelik suikastlar uygun karşılık görmezse, benzer suçların tekrar edilmesinin önü açılmış olacaktır.

Devlet Fıkhında Veli ve Kısas Kavramlarının Yeniden Tanımlanması

Şakerî, naklî deliller açısından da veli, velayet ve kısas konularının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Böylece "veli" kavramının bireysel fıkhın dar çerçevesinden çıkarılarak toplumsal ve yönetsel bakış açısıyla yorumlanabileceğini söyledi. Aynı şekilde kısas kavramının da yeni yaklaşıma uygun biçimde yeniden tanımlanması gerektiğini; böylece küresel güç sistemleri tarafından İslam toplumunun liderlerine karşı işlenen suçlara cevap verebilecek bir hukuk anlayışının oluşturulabileceğini belirtti.

Konuşmasının sonunda Masum İmamların (a.s.) hayatına değinen Şakerî, özellikle İmam Seccad'ın (a.s.) Kerbelâ Vakası sonrasındaki tutumunun, kişisel ilişkilerin ötesinde devam eden kan intikamının açık bir örneği olduğunu ve toplumsal-medeniyet boyutundaki kan intikamı teorisinin fıkhî temellerini desteklediğini söyledi.

Şakerî son olarak, şehit rehberin kanının intikamına ilişkin fıkhın açıklığa kavuşturulmasının; devlet ve medeniyet fıkhının geliştirilmesini gerektirdiğini, aklî ve naklî deliller ile Masum İmamların sünnetinden yararlanılarak bu meselenin günümüz İslam dünyasının ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden yorumlanması ve temellendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha